Gurbetim de Sensin,Vuslatım da Sen…

Sadece SEN…

ALLAH DOSTLARI

Posted by Ebrar Mart 13, 2007

Yaşamak nedir? Yaşamdan lezzet almak neyle mümkündür? Yaşadıklarımızla huzuru nasıl buluruz? Yaşadıklarımızdaki manayı nasıl buluruz?…

Bu soruların cevabı nasıl verilebilir veya bu sorulara hangi sözlükte cevap bulunur da hangi filozofun cevabından tatmin olunur. Akıl tatmin olsa, gönül nasıl mutmain olur?

Üzerinde yaşadığımız dünya, gece ve gündüzün varlığı, mevsimlerin geliş gidişleriyle süslenen bütün cazibesi ve çekiciliğini bin bir türlü nefsani zevkler ve zahiri güzellikleriyle bezeyerek, kendisini beğendirmeye çalışarak, devam eden bir hayat. Sebepler zincirinin en ince dantel gibi tel tel birbirine eklendiği, büyük bir kainat.

Dünyanın üzerinde yaşayan insan; Kendisine ‘Küçük Kainat’ ismi verilen zübde-i alem. Kimsenin çözemediği, hatta kiminin muamma, kiminin meçhul dediği, yere göğe sığmayan Allah-u Zülcelal-i misafir edici, iman cevherinin hamisi insan.

Doğumuyla başlayan dünya serüveninde insan, bezm-i elestte Allah-u Zülcelal’e verilen: “Evet Ya Rabbi! Sen bizim Rabbimizsin” sözünü unutarak ve “Dünya sizin için oyun, eğlence, evlat ve mal biriktirme yarışından başka bir şey değildir.” (Hadid, 20) Ayet-i celilesini idrak edememiştir.

Bu idrakten uzak olduğu için de dünyayı, daha yaşanılası ve zevk alınası, hoşnut kalınası kıvama getirmek ve dünya rahatını en yüksek noktalarda tutabilmek ve hatta dünyada en çok yer sahibi olabilmek için zaman zaman ölesiye çalışmış, zaman zaman öldüresiye kavga etmiş, mal biriktirmiş, para kazanmış, entrikalar çevirmiş… Asıl maksadı ve manayı unutan insan, kimi zaman Nemrud, kimi zaman Firavun, kimi zaman Karun, kimi zaman da Ebu Cehil olmuş.

Asırlardır insan, nefsin ve şeytanın hilelerine kanarak, manayı ve maksudu bir tarafa bırakıp karanlık ve zulmetin içinde yoğrulurken, karanlıkların içinde yolları aydınlanan keşmekeşin içinde, gönülleri inci taneleri gibi tek tek parlayan, tefekkürün sığınağında hakikate ulaşan, ilahi huzurda sonsuz zevki bulan erler ortaya çıkmış, ‘bezm-i elest’e sırrına sadık kaldıklarını ispatlamışlardır. “Ben bir sır idim, bilinmeyi arzuladım” kelamının sırrını aramaya koyulmuş ve ezelden ebede sürecek manevi yolculuğun içine girmiştir nice erler.

Onlar kimi zaman Veysel Karani (ks), kimi zaman Ahmed er-Rufai (ks), kimi zaman Şah-ı Nakşibend (ks), kimi zaman Abdülkadir-i Geylani (ks), kimi zaman Seyda Muhammed Raşid (ks) ve daha binlerce isim olmuşlardır.

Onlar için dünya zindan, adlanılmaması gereken yalan ve en önemlisi de asıl maksuda giden yoldaki küçük bir durak olmuştur.

Yaradılış gayelerini hiç unutmamış Allah-u Zülcelal’in peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği emirlere kayıtsız şartsız uymuş, ‘sıdk’ makamında ‘vecd’ ederken huzuru, Allah’a (cc) kulluğun zirvesini arayan erler…

Onlar, Allah Dostları… Kaynağını ve ışığını, iki cihan efendisi Hz.Peygamber Efendimizden alan ve onun aşkıyla yanıp kavrulan Allah Dostları.
Çünkü Kaynak O! Işık O!…

Dünyada kimse onlar kadar zengin, onlar kadar bahtiyar olamaz. Çünkü onlar kulluğun doruğunda, Allah’a güvenmenin rahatlığında ve Sevgililer Sevgilisi’ne ümmet olmanın şuurundadırlar.

Onlara bakınca yüzünüz aydınlanır, idrakınız canlanır ve Allah (cc) hatırınıza gelir, kulluk şuuruna erersiniz. Onlara bakınca, insanlığınızı hatırlar ve onlara duyduğunuz sevgi ile tüm insanları sevmeyi öğrenirsiniz, dünyaya bakışınız değişir.
Onların yanında üzülmez, kederlenmez mahzun olmazsınız. Çünkü bilirsiniz ki onlar, menfaatlerin rüyalarda bile öne çıktığı şu asırda, sizi düşünür ve size dua eder.

Onları ilk gördüğünüzde içinizde kopan fırtınaları, benliğinizde meydana gelen ihtilalleri anlayamaz, adını koyamazsınız. Fakat içinizi saran huzurun gönlünüze akan ılgıt ılgıt nur damlalarının serinliğinde, hayatınızda başlayan nev-baharın kucağına bırakırsınız kendinizi.

Cehennemî bir adavetin yaşandığı dünyada, onların bakışlarındaki serinlikte ilahi aşkı tadarsınız. Çünkü onlar, ilahi aşkın doruğundaki Allah Dostlarıdır.

Huzurlarına vardığınızda, onları dünyadan uzaklaşmış, manevi alemde seyrüsefer ederken ve ilahi huzurun içinde bulursunuz.

Onların kapısı her zaman ve herkese açıktır. Onlara gelenler, kapılarından içeri girenler, yıkanır, arınır, durulur ve güzel bir insan olur. Çünkü onlar, “Yarattıklarımızdan öyle erler de vardır ki, onlar hak ile hüküm verirler ve hakka iletirler” (A’raf, 181) ayet-i celilesinin tezahürüdür.

Onlar Allah’a inanır, Kur-an’a inanır, emirlerini tutar, nehiylerinden kaçarlar. Hakkın rızasını halkın rızasından önde tutarlar. Peygamber Efendimiz (sav)’e mutabaat ederler.

İnsanlara Allah Rızası için hizmet ederken, kendilerini değil, her zaman karşılarındakini tercih ederler. Kendileri için değil, hep diğer insanlar için isterler.
Onlar için başta yazdığımız soruların tek cevabı vardır.

– Yaşamak nedir? Diye sorsanız:
– Allah’a kul olmak, derler.
– Yaşamdan lezzet almak neyle mümkündür?
– Allah’a kul olmakla.
– Yaşadıklarımızla nasıl huzur buluruz?
– Allah’a kul olmakla.
– Yaşadıklarımızdaki manayı nasıl buluruz?
– Allah’a kul olmakla…

Onlar… Allah Dostları. Zühd, vera, teslimiyet örnekleri…

AHMET ÖZ

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: